Blog kapak görseli

Tercümelerim

"Zincirlerimizi götürürüz kendimizle birlikte; tam bir özgürlük değildir kavuştuğumuz; döner döner bakarız bırakıp gittiğimize; onunla dolu kalır düşlerimiz."
— Montaigne, Denemeler

Hesabı Bende Kalır

Nereden başlayacağımı bilmediğim ilk yazım değil, sanırım. Hikâyemizin başından başlayabilirim, bugün hayatımda ne çok izin olduğunu anlatma ihtiyacı duyuyorum, sanma sarhoş; zihnim otomatik bir makine kadar yerinde. Bu kendini hiçbir sıfata layık görmemiş, kendi suretine bile bakamamış bir kızın sevgiyi tanıma hikâyesidir, tıpkı diğer hikâyeler gibi bu hikâyenin de bir sonu var, biliyorum sevgilim. Ben bu hikâyenin sonunu sonra getireceğim; belki sana bir vedayı çok gördüğüm bir zamanda, belki kollarında yeni bir hayata başlayabileceğim bir zamanda, belki boğazımdaki cam kırıklarının her bir kelimemde ruhumu kestiği bir zamanda. Ama bu hikâyenin başının da sonunun da hesabı bende kalır; yeterince mahrum ettim kendimi anıları yaşamayarak, izin ver bana unutmadıklarımı yaşayayım zihnimde, bendimde. Belki geri gelmeyecek bazı duyguların hesabını tutarım, kim bilir bu yalnız gecelerde? Koyuyorum başımı o ıslak yastığa; göğsümdekini duyuyorsun, değil mi? 

"Gözlerimden süzülenBirkaç damla anıdaSenin sıcaklığın varAnlıyorsun, değil mi?"

Sana iyi olacağımızın sözünü alazlanman gereken bir gecede fısıldayabilmek isterdim, görüyorum ki bunu duymak için çabayı yalnızca kaybettiğinde gösteriyorsun. Sevildiğimi hissetmediğim günlerin, kadının olduğumu hissetmediğim günlerin, medcezirlerime iyi gelmediğin günlerin hesabı bende kalır! Seni itmeyeceğim, yolu biliyorsun ama. Ayrılığın sevdaya dahil olmadığını söylerdin kendinden emin bir şekilde; haklı çıkman için her şeyi yapmanı ümit ederdim belki de. Alıyorum elime defteri, yine bir hesap tutuyorum. Kokumu duymadığın, sevgimi aramadığın, öpüşlerimi anımsamadığın her gecenin hesabını tutuyorum! Sevda sözlerini ihmal ettiğin her gecenin hesabı bende kalır. Bir Mehmet Ağa yoktur ki bu defteri kapasın! Gözlerinden öpüyorum sevgili; bazı vedalar ayrılık değildir, kaybedilen bazı duyguların arkasından veda gerekir. Kolay kazanmıyoruz otomatik sandığın duyguları! Bazı benlikler hak ettiği yerde durmalı, neyse, giden gittiği yerde her zaman mutludur. 

Tercüme-i Istırap: Bir Cumartesi yahut Pazar Sabahı Serzenişidir Ruhun Şifası


Sevgili, sevda saatleridir bunlar, uğruna can teslim edilmez ama. Otomatik bir saatin tıkırtısında anımsıyorum sevda saatlerini, neredeler? Zihnimde yaşadığımız anların nasıl bir rüya olduğu yok; ellerimin boynunda olduğu bir cumartesidir belki, yarın olmaz ki benzer! Yahut kollarında uyandığım bir pazardır, yarın olmaz ki! Yine bu günlerden biriyle lanetlendim sevgili, hatıralarımızı anımsamak ne zordur köhne zihnime. Ne yapılmalı bilmem, bilinmez! Ki mecalim de yoktur; bana bir sebep ver sevgili, yokluğunla kendimi terbiye etmem için. Kendimi bulduğum varlığındaki ruhumun şifası bircumartesi yahut pazar serzenişlerini anımsayıp yazabilmem için, her cumartesiyi ve pazarı bekleyecek sükûna ve ateşten gömlek giydiren buselerine tapınmalıymışçasına!

Bir Cumartesi yahut Pazar Sabahı Serzenişidir Ruhun Şifası

27.02.2026-28.02.2026 

Gönülden ayrı olmaz, denir. Bunca yıl yakın tutmamışımdır gönlü yargılayacak kimseyi gönüle. Yapma dedi içimdeki o parça, gitme. Seninle gittim, mutsuzluğuma karşın. Kollarının zehrini bendime ilk aldığım günü başlatmışım meğerse! Sen ki uykunun tesirine aşık olan adam o gece ben uyuyana kadar kollarınla sardın, kim bilir ki seni ne kadar kırmama rağmen sen hâlâ aynı sevgiyle saçlarımı okşuyordun. Duygulardan kopmuş ben ki yanı başında öfkeyi bile hissedebildim o gece. Ne yazıktır ki hissedilemeyen duygulara... Duygulardan kopmayan bilmez, insanlığı kaybetmemek için bir duyguya bile tutunmuş olmak bizim gibilere lütuftur; nitekim duygunun ne olduğu ruh açısından pek mühim değildir. Ağlıyordum için için, görememen de başka bir lütuf. Ben yaşadım, sen dinledin; yalnız bu değildi gecemize dostluk eden. Burnumdaki kokun ve tatmayı pek sevdiğim pembe dudaklar. Nefesin ve dudakların zikredeceğini gecelerimizin bu cumartesi anladım sevgilim, dillenip sana her gün nidalar atacaklarını; belki önce caka satacaklarını güzellikleriyle.

12.04.2026-13.04.2026 ve 09.05.2026-10.05.2026

Yine uyuduğun bir sabah, özür dilerim sevgilim; seni seyretmem lazımdı, sükûn halindeyken seni sevmem lazımdı! ve sana yine uyumadığımı söylediğim başka bir sabah, benimle uyumayacağını söyleyecek misin uykuya kendimi teslim etmem için? Uykunun değil senin tesirine boyun eğmem lazımdı, sevdaya dahil ayrılığın ardından sadece kokunun tesirini anımsayacak kadar ruhunu içmem lazımdı! zaman akıp gidiyor, tıpkı hiç yaşanmayacakmışçasına; tıpkı senin kollarında bir daha gün ışığını göremeyecekmişçesine! Kollarında ağlıyorum için için, görüyorsun bu sefer. Vazgeçilir gibi değil, gözlerimin infilak ettiği dakikalarda gözyaşlarıma kondurduğun öpücükler! Karşımızda çok güzel bir sabah vardı halbuki, kuşların öttüğü ve insanların koşuya çıktığı türden bir sabah. Öyle bir geçmiş ki zaman; geçmişi, şu anı ve geleceği anımsayıp ağlamaya devam ettiğimin bilincinde değildim hâlâ. Gittiğinde bir anda 6 yaşında bir çocuk olmuştum, insanın da ruhu böyle işte! İki kelam etmeye çalıştığında seni itecek türdenmiş meğer ama beni anlamıştın, benden önce beni düşünüyordun. İnsanın da aşkı böyle! 

ve en sonunda dakikalar öyle bir geçer; cumartesi biter, gelmeyecekmişçesine terk eder, bütün bu gecelerimizin ardından sadece zihnimde emarelerin kalır, ruhumu sattığım geceler kaybolup bilinçaltımın derinliklerine yuva kurdu, bir daha pek zor hatırlanmamak üzere. Yine anarım, yine gözlerim dolar. Senden ayrı olmaz derim, teklifini beklemeye koyulurum. Yetmiyor sevgilim, serzenişler de kollarında olduğum dakikalar da yetmiyor!  

"Şule-i hande-rîz-i Zühre midir?
O siyeh-nûr çeşm-i berk-efşân
O etrafa şimşekler, kıvılcımlar saçan gözün siyah ışığı;
Venüs yıldızının çevreye gülücükler saçan parlak alevi midir?"
Mai ve Siyah, Halid Ziya Uşaklıgil, sf. 91